• Koçluk
  • Mentorluk
  • Danışmanlık

NE BİLSİN YARASIZLAR!

NE BİLSİN YARASIZLAR!

Bir genel cerrahın odasında görmüştüm ilk kez şu cümleyi:

Dayanılması en kolay acı, başkalarının çektiği acıdır!

Doktorun arkasındaki panoda bir atasözü edasında bana bakan bu sözler beni çok etkilemişti; dalıp gittim geçmişe, çocukluğuma…

Acı ile daha 9 aylıkken tanışmışım ben. Annemin ısınmak için mangalda yaktığı kömür ateşine düşerek hem de. Sağ elim, yüzüm ve bedenimin bazı bölgeleri yanmış o zamanlar. Benim hatırlamadığım bu acı ile ilk tanışıklığımdan da sağ elimdeki izler aracılığı ile haberdarım zaten.

Çilekeş anacığım beni sırtına alıp babamla birlikte kapı kapı doktor aramış. 1950’lerin sonu… Aylardan Ramazan… Vakitlerden akşam… Öyle tombul, güzel ve albenili bir bebekmişim ki beni gören herkes Dayanılması en kolay acı, başkalarının çektiği acıdır!mantığını işleterek sitem etmiş zavallı anacığıma:“Ne ettin de yaktın bu güzel çocuğu?! diyerek.

Nereden bilsinler ki çocuğun sadece canı yanarken anasının canı, varlığı, benliği, yüreği yanmakta ve o çilekeş ana sırtında yavrusu ile kapı kapı dolaşarak oğlunun yangınına doktor aramakta…

7 yaşındaydım, hiç unutmuyorum: hastaydım ve yine acılarla kıvranıyordum. O zamanlar (1965) Urfa’da ne bugünkü gibi her imkâna sahip hastaneler, ne de her türlü hastalığı teşhis ve tedavi edebilen doktorlar vardı.

Sevgili Babacığım (Tenekeci Mahmut Güzelgöz) da kapkara güzel gözlerini yaralarımdan ayırmadan söylediği ağıt, türkü ve hoyratlarla eşlik edermiş benim acılarıma, ağrılarıma:

Yara sızlar
Ok değmiş yara sızlar
Yaralının halinden
Ne bilsin yarasızlar

Benim, o doktorun arkasında gördüğüm Dayanılması en kolay acı, başkalarının çektiği acıdır! sözlerinin “Urfalıcası” bu hoyrattır işte! Bu hoyrattır belki de o günlerde acılarımı, ağrılarımı hafifleten. Beni acıya karşı şerbetleyen, bu hoyratın cinaslı sözlerinin tılsımıdır belki de.

Gerçekten de hayat her anlamda acılarla, acı çekenlerle, acılara direnenlerle ve acılara karşı başkası olanlarla dolu değil mi?

Benim yaşadıklarımı; annemin, babamın benimle ve diğer kardeşlerimin hastalıkları ile yaşadıklarını halk ozanları, türkü yakıcılar, hoyrat çığıranlar da yaşamışlar besbelli. Hem de yüreklerinin yangınını bedenlerinin yangınlarında dile getirerek yaşamışlar.

Hasreti, gurbeti, sevdayı, ayrılığı; ince hastalığı, kuşpalazını, yanık izlerini, nefriti, behçeti, kanseri, böbrek yetmezliğini ve daha nice hastalığı iç içe yaşamışlar yüreklerini bedenlerine siper ederek çoğu kez. Çoğu kez çare bulamamışlar gönül yaralarına ve bunlardan mütevellit beden hastalıklarına.

Bu nedenledir ki türkülerimiz, hoyratlarımız, manilerimiz, bozlaklarımız; dertle, yara ile hasta ve tabiple, acılarla, acı çekenlerle ve yine acılara başkası olanlarla iç içe olmuş.

Bakın, Ali Ekber Çiçekin Erzincan’dan derlediği türkü ne güzel anlatıyor benim baştan beri kenarında köşesinde gezinerek anlatmaya çalıştıklarımı:

Derdim çoktur hangisine yanayım
Yine tazelendi yürek yarası
Ben bu derde nerden derman bulayım

Efendim efendim benim efendim
Benim bu derdime derman efendim…

Mukim Tahir bir Urfa türküsünde, acı çekenlerin, yarası derinlere düşenlerin, gözü yolda kalanların tabip beklemesini anlatıyor; hiç kimsenin böyle anlatmayı başaramayacağı gibi:

Kapıyı çalan kimdir
Aç bakım gelen kimdir
Yaram derine düştü
Belki gelen hekimdir

Oy Habip Habip Habip
Sensin yarama tabip
Yaralarım sızlıyor
Belki gelen Sertabip…

Hem gurbeti, hem ince hastalığı hem de çaresizliği yaşayanların yürek sızısını hepimizin iyi bildiği bir Akdağmadeni türküsünde Nida Tüfekçi derlemiş:

Hastane önünde incir ağacı
Doktor bulamadı bana ilacı
Baştabip geliyor zehirden acı

Garip kaldım yüreğime dert oldu
Ellerin vatanı bana yurt oldu…

Melodik yapısı, sözleri, anlattıkları ve hissettirdikleri ile benim en sevdiğim türkülerden birisidir “Kırmızı Gül Demet Demet”. Muharrem Akkuş’tan derlenen bu Erzurum türküsü o kadar çok şey anlatır ki birkaç mısrada akıp giden melodisinin hüznünde:

Kırmızı gül her dem olsa
Yaralara merhem olsa (balam nenni, yavrum nenni)
Ol tabipten derman gelse

Şol revanda balam kaldı
Yavrum kaldı; balam nenni…

Neşet Ertaş kendine özgü Kırşehir söyleyişi ile katılıyor çare arayışlarımıza ve dert söyleşimize, bozkırın tezenesi olarak:

Sinemde gizli yaramı kimse bilmiyor
Hiçbir tabip bu yarama merhem olmuyor
Boynu bükük bir garibim yüzüm gülmüyor
Gönlüm hep seni arıyor neredesin sen…

Nuri Hafız Başaran’ın şu Urfa türküsünde söylediği doktor arayışı mıdır, bilinmez! Yoksa doktor bir sevgili arayışı mı? Belki de ustalıkla söylenmiş bir sitemdir hem doktora, hem sevgiliye:

Bahçe bar verende gel
Ayva nar verende gel
Hasta düştüm gelmedin
Bari can verende gel…

İnsanın canının cananı gidince, zaten hiç kimseler çare bulamaz ki derdine! Herkes çekilen acılar için bir başkası oluverir oracıkta. Cemil Cankat anlatıyor bunu bir Urfa türküsünde:

Gitti canımın cananı
Bıraktı beni yaralı
Doktor gelse tabip gelse
Bulamaz derdime çare…

Karadeniz yöresi insanının hiciv yeteneği, derdini anlatmak adına kullanılırsa ve konu da doktor – hasta ilişkilerinde Başkası kim? sorusuna cevap aramaksa bakın Hüseyin Dilaverden alınan Trabzon türküsü bize neler söylüyor:

Oy benim sevdiceğim
Olur mu böyle keder
Bu Sürmene Yaylası
On beş doktora bedel…

Sadece biz acı çekenlerin değil, acıya çare arayan fedakâr, cefakâr sevgili doktorlarımızın da çaresizliğini anlatmak ancak bu kadar güzel olur bence. Hayriye Temizkalp’ten alınan bir Erzurum türküsü, hasta – doktor ilişkisine ve bizim de bu yazı ile anlatmak istediklerimize son noktayı öylesine güzel koymuş ki:

Suda balık yan gider
Açma yaram kan gider
Buna tabip neylesin
Ecel gelmiş can gider

Yaralıyım bana değme…

Acı, acıya dayanmak, acıya dayanmanın başkası için kolaylığı, acı çeken ve başkaları, başkalarının acıları… Bu kavramlar hâlâ tüylerimi diken diken eder ve bütün sıcaklığı ile yaşar yüreğimde, beynimde, bedenimde…

Belki de bu altyapının tesiri ile çocukluğumdan beri nerede bir hasta, nerede bir hastalık, bir sancı, bir acı görürsem ve hissedersem kendimden geçerim. Çok etkiler beni acılar. Çaresizliklere, acılara, ağrılara başkası olmamak için gayret gösteririm. Duyarsız kalamam asla acılara. 

Şimdi siz de bu yazıyı okuduktan sonra kendi çocukluğunuza doğru bir gezintiye çıkın. Hayatınıza, dününüze ve bugününüze bir bakın yürek yanığı bu mısraların penceresinden. Şu hoyrat sözünü de başucumuza kaydedelim isterseniz ve bir kere daha düşünelim birlikte:

Yara sızlar
Ok değmiş yara sızlar
Yaralının halinden
Ne bilsin yarasızlar

Nedir acı, kimdir acı çeken?
Biz kimin acılarına bugüne kadar başkaları olduk; kim bizim acılarımızın başka yerinde durdu?

Bazen, en yakınımızdakilerin bile acılarına “başkası” olurken; kendi acılarımıza başkası oluverenlere ne diyebiliriz ki?

NE BİLSİN YARASIZLAR! için 44 Yorum
  • MEHMET SAVAŞ ÖZCAN

    13 Ocak 2026 21:28

    Saygıdeğer Osman Bey Abiciğim, bu renkli ve yürekten yazınız bana Mevlânâ’nın şu derin ikazını hatırlattı: “Dert, insanı yokluğa götürür; yokluk ise hakikatin kapısıdır.” Buradaki acı anlatısı bir yakınma değil, insanın insana emanet edildiğini hatırlatan bir irfan çağrısı gibi… Çünkü acı yalnız bedende konaklamaz; asıl yangın, onu seyredenin yüreğinde tutuşur.

    Halil Cibran’ın dediği gibi, “Acı, anlayış kabuğunu kıran güçtür.” Bu metin de okuyucunun kalbini incitmeden çatlatıyor; oradan merhametin sızmasına izin veriyor. Türküler, hoyratlar ve hatıralar sadece geçmişin dili değil; insan olmanın bedelini ve aynı zamanda lütfunu bugüne taşıyan kadim nefesler gibi…

    Belki de asıl mesele şudur: Acıyı tamamen dindirmek mümkün müdür bilmiyorum; fakat acıya başkası olmamak mümkündür. Ve galiba insanın insan karşısındaki en büyük ahlâkı tam da burada başlar. Kaleminize sağlık; nefesiniz uzun, sözünüz bereketli, yolunuz aydınlık olsun…

  • Efendi ÇAKIR.

    13 Ocak 2026 09:30

    Bütün yorumları da okudum.Ne kadar güzel ve anlamlı yorumlar yapılmış.Tebrik ediyorum.
    Ben Osman Kardeşimin Maliye Kursu(1984-86) arkadaşıyım.Kendisinin yazma (dörtlükler dahil)ve yorumlama yeteneğini hemen görmüştük.
    Sevgili arkadaşım acıyı da ne kadar anlamlı bir şekilde yazıya aktarmış sın belleğine sağlık.
    Burda GAZZE’DE yaşanan acıların bir an evvel dinmesini Yüce ALLAH’TAN diliyorum.

  • Birsen Aktugan

    12 Ocak 2026 22:38

    Kaleminize sağlık! Ne güzel yazmışsınız. Hem ilk başta atıfta bulunduğunuz sözü çoook sevdim hem de yaşadıklarınızı içim sızlayarak merakla okudum.

  • Yalım Üner

    12 Ocak 2026 20:06

    Elinize sağlık Osman Bey. Teşekkür ediyorum.

  • Abdurrahman Yücetepe

    12 Ocak 2026 14:38

    Kıymetli arkadaşım değerli başkanım (hem sınıf hem sıra başkanım); eline yüreğine sağlık anlattıklarınla 1960 lı yıllar, Harrankapı anılarımız geldi duygulandım. Herkesin derdi kendine göre çetin olur zor olur. Rabbim hiç bir kuluna dermansız dert vermesin. Allah Azimuşan dertlerimize devalar hastalıklarımıza şifalar borçlularımıza edalar ihsan eylesin. Allah’a emanet olun.

  • Fırat inan

    12 Ocak 2026 12:55

    Emeğine sağlık Osman amca
    Çok severim bu sözü helva senin ocağında kavrulmadıkça hep tatlıdır maalesef

  • Mehmet SALİCİ

    12 Ocak 2026 12:12

    Elinize emeğinize ve yüreğinize sağlık Saygıdeğer Hocam.Manidar bir yazı olmuş.Bu alemde “Empati”yapabildiğimiz oranda mutlu olabileceğimiz kanısındayım.Selam ve dua ile…

  • Mustafa Beyazatlı

    12 Ocak 2026 11:29

    Elinize emeğinize sağlık harika bir yazı

  • EYVAZ ACARCA

    12 Ocak 2026 10:00

    Elinize emeğinize yüreğinize sağlık Başkanım. Acı ve dertlerle yüreği dolu Anadolu insanını yaşattınız. Selam ve dua ile Allaha emanet olun

  • Cemal Bülent Ören

    12 Ocak 2026 09:31

    Sayın abim bu yazında olduğu gibi her yazın Güzelgöz lü olduğun gibi güzel. Beğeni ile okuyorum, beni yaşadıklarıma götürüyor. Kalemine sağlık.

  • Cuma Özcan

    12 Ocak 2026 00:43

    Hikayesi olan hoyratlar türküler şiirler duygu yüklü olur, dinlerken okurken bu duyguları hissederiz.

  • Osman Güzelgöz

    12 Ocak 2026 00:18

    Değerli Dostlarım,
    Kıymetli Takipçilerim ve Okurlarım; samimi yorumlarınız, dilek ve temennileriniz için çok teşekkür ediyorum. Yaşanmışlıklarımızı paylaşırken amacımız sizlerle bu duygular üzerinden bağ kurmak, bazı hatırlatmalarda bulunmak, yaşadığımız zorluklara ve acılara rağmen her şeye rağmeni başarabileceğimizi göstermektir. Elbette bu ve benzeri güçlükleri, dertleri, sıkıntıları, acıları yaşayan sadece ben değilim. Bunu biliyorum ve buradan yola çıkarak “birbirimizin acısına BAŞKASI olmamamız” gerektiğini sizlerle paylaşıyorum. Lütfen yazılarımızı okurken sitemizdeki diğer yazılarımızı ve diğer bölümlerimizi de ziyaret edip değerlendirmenizi istirham ediyorum.

    Fikir, öneri, yorum ve bütün katkılarınız için çok teşekkür ediyor; her konuda desteklerinizi bekliyorum…

    • Muhammed Akbaba

      12 Ocak 2026 10:20

      Bir yerde okumuştum zamanın her acıyı dindirmede ilaç olduğunu…
      ***
      İnsanın karmaşıklığını ve hatta ikiyüzlülüğünü gösteren bir süreçtir acı çekmek. İlk defa gerçekten acı çekmiyorsak eğer, biliriz önceki deneyim(ler)imizden, zamanın nasıl da acıları kapattığını, her şeyin ilacı olabildiğini. O yüzden içimizde derinlerde bir yerde, bir ses bağırır acı çekerken: “zamanla geçecek nasılsa”. Ama bu sesi bastırmayı, duymuyormuş gibi yapmayı yeğleriz nedense. Çektiğimiz acının kutsallığına gölge düşürmek istemeyiz. Hatta içimizdeki o fısıltıyla aynı şeyleri söyleyip bizi teselli etmeye çalışan dostların, yakınların sözlerini gülünç bulur; bizi anlamadıklarından dem vururuz. Halbuki onlar bizi anlar, gayet de iyi anlar. Çünkü onlar da bilirler acı çekilen şeyin günün birinde artık can acıtmayacak bir kıvama geleceğini. Bilirler de bunu kendilerine uygulayabilirler mi peki? Hayır! Onlar da, teselli verirken, zamanin iyileştirici etkisine göndermeler yaparken bir müddet sonra bir nedenle acı çekmeye başladıklarında, dayanamayacaklarını sanmaya başlarlar. Bu süreç hiç bitmez nedense. Çektiğimiz acıların bize özgü olduğuna, her şeyin geçebilip acı çektiğimiz şeyin asla geçmeyeceğine kibirle inanırız. Ama ne kadar kibir hükmetse de içimizde, zamana karşı galip gelemez. Zaman eninde sonunda kazanır savaşını.

  • Esin

    11 Ocak 2026 23:43

    Acı çekmek insanî bir durumdur ama başkasının acısını hissetmek bizi ‘insan’ yapar. Yaralarımızı ve duyarlılığımızı hatırlatan kaleminize sağlık…

  • Rifat Tiryaki

    11 Ocak 2026 23:12

    Sayın Başkanım elinize yüreğinize sağlık. Bu değerli ve manidar yazınızı hastanede annemin yanında refakatçi olarak kaldığım hastane odasında okudum. Bu bir tevafuk olup tüm hastalara Cenab-ı Allah’tan acil şifalar niyaz ederim.

  • Mehmet Sani Güzelgöz

    11 Ocak 2026 23:11

    Hani derler ya “benim derdim senin derdini döver” madem mesele anadan açıldı, anamızdan bahs edelim.
    Ben 4 yaşında, kız kardeşim 2 yaşında, kardeşim Recep dünyaya gelir, annemizin bir damla sütünü emmeden annemiz vefat eder. Kardeşime yakın akrabalar bakar. O sene köyde kimler doğum yapmışsa hepsi Receb’in süt anneleridir. Kız-erkek o sene kim dünyaya gelmişse Receb’in süt kardeşleridir. 2 sene önce annesini kayb eden babamız, eşini de kayb edince “şehir hayatı daha kolay olur” düşüncesiyle, köyde ne var, ne yok, her şeyi satar, Diyarbakır/ merkeze yerleşir.
    Daha fazla uzatmayayım değerli hocam.
    Wesselam. Mehmet Sani Güzelgöz. İstanbul.

  • Mehmet

    11 Ocak 2026 22:02

    Kalemine yüreğine sağlık kalemin hep ışıldasın inşallah

  • Sebahattin

    11 Ocak 2026 21:48

    Maalesef abi dost sandığımız bazı insanların vefasız ve samimiyetsiz ligin Söze. Dökülmüş hali

  • Hasan Özlü

    11 Ocak 2026 21:44

    Kaleminize guc yüreğinize sağlık hocam. Bence herkese hayatının bir evresinde acı çekmeyi nasip etsin Rabbım. Zira o acı bireyin olgunlaşmasına vesile olacak acı çekenleri daha iyi anlamasına ve onlara yardımcı olma gayretinde bulunmasına yardımcı olacaktır. Acısız hayatin lezzeti yavan olur. Selam ve dua ile..

  • Mehmet emin manci

    11 Ocak 2026 21:39

    Kalemine..yüreğine..gönlüne sağlık

  • M Adil

    11 Ocak 2026 21:32

    Bir daha okumak lazım. Belki bir daha…
    O zaman da yorum uzun olur; yorar. Dağılır o yoğunluk. Okuyup hisetemek, kendi acısı ile “kararak” okumak gerek. Yorum kendi gelir.

  • Adnan Işıklar

    11 Ocak 2026 21:30

    Osman Abi, geçmişte yaşanmış acılar ve büyüklerimizin kısıtlı imkanlarla acıya çare aramalarında dile getirdikleri yürekten ağıt, türkü ve hoyratlarla bugüne kadar dillerde dolaşan kalıcı eserleri bu zamanda bile dinlediğimizde dertlerimizi sıkıntılarımızı hafifleten nağmeleri bizlere hatırlattığınız için teşekkür ederim.
    Bu güzel eserlerin sahiplerinden ebediyete göçenlere rahmet, hayatta olanlara acısız günler dilerim.
    Allah kimseye dayanamayacağı dermansız dertler vermesin inşallah.
    Saygılarımla

  • Sabri Kürkçüoğlu

    11 Ocak 2026 21:25

    Eline, yüreğine, canına sağlık…

  • Tahir

    11 Ocak 2026 21:18

    Harika bir makale tebrik ederim.
    Fakat maalesef yeni besteler yeni bestekarlar yok güzel insanlar güzel atlara binerek gittiler

  • Kayhan

    11 Ocak 2026 21:10

    Gelmiş geçmiş olsun, Rabbim beterinden esirgesin vb teselli edici cümleleri duymak elbetteki güzel temenniler lakin “ Bazı şeyleri söylemesi kolay, yaşaması zordur.
    Rahmet olsun cümle geçmişlerimize,

  • Ramazan Şimşek

    11 Ocak 2026 21:03

    Emeğinize sağlık hocam
    Değerli yorumlarınız için teşekkürler

  • İbrahim

    11 Ocak 2026 20:57

    Yüreginize emeğinize sağlık

  • Musa KALDI

    11 Ocak 2026 20:49

    SAYIN HOCAM🌺
    NE BİLSİN YARASIZLAR YAZINIZDAN DOLAYI TEBRİK EDİYORUM.

  • Feridun Keşir

    11 Ocak 2026 20:26

    Yazı yara sızlatan bir yazı 🖋️ gönlüne sağlık , yaralara şifa, dertlere derman OLSUN ⏰

  • Mehmet Sadık Alican

    11 Ocak 2026 20:20

    Salt bir dert anlatısı olmayan bu mısralar, varoluşun en temel tecrübelerinden biri olan acının dilini konuşuyor.
    “Ne bilsin yarasızlar” sözü, yalnızca acının ifadesi değil; hakikatin kimlere açıldığını da anlatıyor Yara, insana verilmiş bir eksiklik değil, bir idraktir. Acı çekmeyen, sızının dilini bilmez; bilmediği için de anlamaya yaklaşamaz. Tasavvufta yara, nefsin çatlağıdır; oradan sızan şey ise hikmettir. Bu yüzden her yara insanı küçültmez, aksine derinleştirir. Yarasız olan, acıya dışarıdan bakar; yaralı ise acının içinden hakikate yürür. Bazı sözler vardır ki yalnızca sızlayan gönüllerde yankı bulur; diğerleri için sadece sestir. İşte tam da bu noktada, yazınızda geçen Anadolu irfanıyla bezenmiş sözler bizi biz olarak anlatıyor. Kaleminize kelamınıza sağlık değerli hocam. Selamlar hürmetler.

  • Mehmet Polat

    11 Ocak 2026 20:19

    Muhteşem bir yazı yine. Bizi alıp geçmişe götürdünüz. Kaleminize yüreğinize sağlık üstadım.

  • Abdurrahman

    11 Ocak 2026 20:18

    Allah senden razı olsun eksik olma varlığın yeter varol Dayım..
    Rabbim bize içimizden çıkmayan acıları çekmeye güç kuvvet versin inşeAllah…

  • Adnan Güven

    11 Ocak 2026 20:11

    Çok Güzel Bir Konuya Değinmişsin Allah Kimseye Acı Yaşatmasın En Büyük Acı Kalp Acısıdır Yeterki Kalplerimiz Kırılmasın Mutlu ve Sağlıklı Olalım Hayat YaşamayaDeğer Selamlar

  • Mehmet Atilla Maraş

    11 Ocak 2026 20:09

    Kalemine sağlık aziz kardeşim
    Mehmet Atilla Maraş

  • Eyüp

    11 Ocak 2026 19:50

    Üstadım kaleminize sağlık Zevkle okuduk

  • İbrahim halil Ocakoğlu

    11 Ocak 2026 19:45

    Damdan düşenin halinden damdan düşen anlar sevgi ve sayğılarımla

  • BAHATTİN

    11 Ocak 2026 19:45

    Gönlüne yüreğine sağlık selamlar

  • Fatma Diler

    11 Ocak 2026 19:42

    Ben neden bunları okurken istemsizce ağlıyorum . Bunca yaşanmışlıklar sizi çok güçlü biri yapmış .Kaleminize sağlık

  • Ali çıkkan

    11 Ocak 2026 19:42

    duygu ve düşüncelerini , o kadar güzel ifade etmişsin ki , katılmamak elde değil.. Tebrik eder. Başarıların devamını dilerim.osman abi

  • Ayşenur

    11 Ocak 2026 19:35

    Osman hocam emeğinize sağlık her duyguyu mükemmel yorumlamışsınız .

  • Duygu bağ

    11 Ocak 2026 19:28

    Ellerinize sağlık Osman Bey iyi akşamlar efendim selamlar

  • Ahmet Zeki İzgördü

    11 Ocak 2026 19:21

    Başka hiçbir bilgi belge olmasa bile yurdun dört bir yanından derlediginiz metindeki türküler maniler deyişler bu coğrafyanın geçmişten bu güne yaşadığı acıları anlatmaya fazlasıyla yeter. Acı bu topraklarda hep vardı hep te var olacaktır. Ama belki de asıl acı olan şey yaşanan acılar değil, bizim bu acıları olan duyarsızlığımızdır.
    Sorgulamamız gereken şey “Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir” anlayışından “Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” zihniyetine nasıl geldiğimiz olmalı. Bu uzun yolculukta hangi hasletlerimizi kaybettik te bu duruma düştük. Ve daha önemlisi fabrika ayarlarımıza dönmek için neler yapmalıyız ?

  • Ali Rıza Malkoç

    11 Ocak 2026 18:53

    Bir de urfalı seyfettin sucu’yu ekleyelim:

    Yaram sızlar ağrır başım
    Yastığa damlar gözyaşım
    Tabutumu kaldırmayın
    Altında yok bir gardaşım.

  • Abbas Saltık

    11 Ocak 2026 18:40

    Çok dokunaklı ve çok gerçek bir yazı…
    Acının ancak yaşayan tarafından anlaşılabileceğini; türküyle, hoyratla, hatırayla bu kadar sahici anlatmak herkese nasip olmaz. Okurken insan ister istemez kendi yaralarına, kendi çocukluğuna dönüyor. Kaleminize, yüreğinize sağlık.

Bir Yorum Yazın

OPS Yazılım