Kahramanmaraş merkezli depreminin üzerinden 3 yıl geçti. Deprem sonrasında yaşanan bütün gelişmeleri her yönü ile izledik, değerlendirdik, konuştuk. Depremi yaşayan ve etkilenen herkes için üzüldük, ağladık, dua ettik, etmeye de devam ediyoruz. Bir yandan bu felaketin merkezindeki insanımızı düşünüp, acılarını paylaşıp ağlayarak diğer yandan da maddi ve manevi olarak neler yapabileceğimize odaklanarak yaşamaya çalıştık bu acılı ve sancılı süreci.
Yaşananlar, konuşulanlar, yapılanlar, yapılamayanlar, yaklaşımlar, bakış açıları ve daha pek çok hususla ilgili bütün cesaretimi toplayarak yeni bir yazı yazmaya niyet ettim. Deprem sonrasında
çok sık kullanılan bazı kavramlar üzerinden giderek duygu ve düşüncelerimi yeniden paylaşmak istiyorum. Umarım sonunu getirebilirim.
Deprem: Yerkabuğunda ‘fay’ adı verilen kırıkların harekete geçmesi, adına deprem dediğimiz bir olayı meydana getiriyor. İnsanın bilim aracılığı ile pek çok detayını öğrendiği ama oluşuna müdahil olamadığı, olamayacağı bir süreç… Nerede, nasıl olacağını yine bilim aracılığı ile genellikle tahmin edebiliyoruz. Şiddetini ve yansımalarını öngörebiliyoruz. Nerelerde enerji birikimi olduğunu, fayların nerelerden geçtiğini, hangi bölgelerin daha çok risk taşıdığını değerlendirebiliyoruz. Sadece zamanını tam, net olarak bilemiyoruz. Deprem kavramı ile ilgili diğer bütün detayları bilim insanlarının açıklamalarına bırakıp İNSAN olarak bizi ilgilendiren yönünü konuşmamız gerektiğine inanıyorum.
Felaket, Enkaz, Facia, Musibet: Deprem meydana geldikten sonra en çok ifade ettiğimiz kavramlar bunlar. Çünkü depremin şiddetine ve süresine bağlı olarak karşımıza çıkan manzarayı ancak bu kelimelerle konuşabiliyoruz. Yıkılan binlerce bina… Harabeye dönen şehirler, ilçeler, köyler… Hayatını yitiren on binlerce insanımız… Enkaz altında kalanlar… Çaresizlik içerisinde kıvranan, canı ve yüreği yananlar… Gördüğümüz, duyduğumuz, bildiğimiz tabloyu anlatabilmek için dağarcığımızdaki sözler bunlar işte: var olan enkaz. Yaşadığımız gerçekten bir musibet, felaket ve durum hakikaten facia…
İNSAN: Aslında deprem meydana geldiği andan itibaren bunu yaşayan, bundan etkilenen; bu sebeple hayatını yitiren, hayatta kalmış olsa bile çaresizlik içerisinde olayın etkisinde olan en önemli varlık İNSAN. Yani depremin oluş anından itibaren yaşanan her olayı etkileyen de bundan etkilenen de İNSAN…
Fay hatlarının yerini ve depremin olacağını bilen de deprem oluncaya kadar her türlü ranta yol veren de bütün bunları gördüğü halde gerekeni yapmayıp hayata gülen de İNSAN…
Yaşanacak felaket ve facianın merkezlerine yerleşim yeri kuran, buralara binalar yapan, gölleri ve deniz kıyılarını doldurarak buraları imara açan İNSAN… Dere yataklarına ev yapan, en tehlikeli zeminlerde yaptığı evlere inşaat yapabilme izni, ruhsat ve iskân alan da İNSAN; buraları imara açan da gereken bütün izinleri veren de elektrik ve su götürüp bunu meşrulaştıran da İNSAN…
Kaçak yapılara göz yuman, imar affı çıkaran, daha önceki deprem sonuçlarından gereken dersleri çıkarmayan da İNSAN…
Bina, inşaat, işyeri ve benzeri yapıların rant hırsına tapan da biraz daha fazla kazanmak amacıyla birkaç fazla kat yapan da bunun için her türlü dalavereyi çeviren ve bin bir takla atan da İNSAN…
Bina girişlerine açacağı ticarethane için uygun mekân oluşturmak üzere kolon kesen de İNSAN… Hırsına hem kendi kurban olan hem de masum insanları kurban eden de İNSAN…
On binlerce canımızı alan, adeta kanımıza susamış bütün enkazların sahibi olan ve neredeyse kanını içmek istediğimiz müteahhitler de onların binalarına her türlü izinleri verenler de inşaat süreçleri ile ilgili her aşamayı yerinde ve gerektiği gibi kontrol etmeden evraklarını imzalayanlar da İNSAN…
10 lira istesen onlarca soru soran, alacağı en küçük bir ev aleti için bile onlarca kişiye danışan ama ev alırken gereken en önemli sorgulamaları yapmadan, zemin etütlerine bakmadan, kullanılan demir ve çimentoyu bilmeden, referanslarını sormadan bu binalardan yüz binlerce, milyonlarca lira vererek mesken alıp daha lüksünde hayat sürmek isteyen de İNSAN…
Velhasıl depremin meydana gelinceye kadar bir işlevi, varlığı, oluşu var elbette. Ancak meydana geldikten sonra depremin hiçbir günahı yok sevgili dostlar. Günahı olan, depremden sonrasını en çok etkileyen ve bundan en çok etkilenen tek varlık: İNSAN…
Kader: Bu benzeri süreçlerde herkes bilinçaltı yapıları, kişilik ve karakter kalıplarına göre KADER kavramını da kullanıyor. Bazen “kader planı” diyoruz. Bazen de “Her şerde bir hayır vardır!” diyerek yine kader yaklaşımımızı ortaya koyuyoruz. Bu konuda tartışmak, bilgiçlik taslamak veya malumatfuruşluk yapmak değil niyetim. Ama şunu söylemek durumundayım:
Maalesef biz kendi işimizi, görev ve sorumluluklarımızı yerine getirmiyor ve “kader” kavramının arkasına saklanmaya çalışıyoruz… Kader Allah’ın bilgisi ve ilminin adıdır. Tahakkuk ettikten sonra ancak bizim bilgimizin alanına girer. Yani biz yerine getirmediğimiz görevlerimiz, hakkını veremediğimiz sorumluluklarımız için KADER kavramına sığınamayız.
Evet, TAKDİR eden yani kaderi tahakkuk ettiren yaratıcımızdır. Fakat KADER ilminin ve takdirin asıl sahibi olan Allah bizlere aynı zamanda akıl, fikir, idrak, basiret, feraset gibi hasletler de vermiştir. Bunların hiç birini kullanmayalım; işimize geldiği gibi bir hayat yaşayıp keyif çatalım. Sonra üzerimize düşen hiçbir vazifeyi yapmayalım. Sorumluluklarımızın ve hayatımızın hakkını vermeyelim. Başımıza böyle bir felaket geldiğinde de KADER diyerek bir anlamda suçu Allah’a (haşa) yükleyelim… Nerede kaldı İMTİHAN sırrı o zaman!
Hayır! Hayır! Bu Allah’ın ilmine, işine, takdirine müdahaledir bir anlamda. Biz İNSAN olarak işimizi yapalım. Yapmamışsak, yapamamışsak kendimizden ve bütün insanlardan af dileyelim. Yaşananlardan ders çıkaralım. Bizim bakacağımız ve sorumluluğunu üstleneceğimiz plan belki İMAR PLANI olabilir!
Son bir sözüm de dilimize pelesenk ettiğimiz ama gereğini asla yerine getirmediğimiz “Her şerde bir hayır vardır!” ilahi beyanı ile ilgili olacak.
Evet, gerçekten her şerde bir hayır, her hayırda bir şer vardır, olabilir ama ibret alırsak değil mi? Konumuz deprem olduğu için söylüyorum: Daha önce yaşanan deprem felaket, facia ve musibetler şerlerinden hangi hayırları çıkardık ki bugün bunu böyle söyleyebiliyoruz?
Bugün yaşadığımız deprem faciası felaketi ve musibetinin şerrinden kendimiz ve İNSANIMIZ adına umarım bazı HAYIRLAR çıkarabilmeyi umarım başarabilmişizdir diyelim ve biz yeniden İNSAN olgusuna bu sefer de olumlu örnekler üzerinden dönüş yapalım:
YİNE İNSAN: Deprem sonrasında kendisi depremzede olduğu; evini, barkını, yakınlarını kaybettiği halde zor durumdaki diğer depremzedelerin imdadına koşan; evini barkını, konfor alanını, işini, kârını bırakarak bölgeye ulaşan, depremden geriye kalan maddi ve manevi her şeyini depremzedelere harcayan kahramanlar da İNSAN…
Varını, yoğunu; maddi ve manevi bütün imkânlarını seferber eden, kendileri gibi insanların sebep olduğu facianın yine insani olan artçı etkilerini azaltmak üzere canla başla mücadele eden esnaflar, gönüllü kuruluşlarda koşuşturanlar, sivil toplum ve meslek örgütleri aracılığı ile bölgeye her türlü destek için gelenler de İNSAN…
Arama kurtarma ekiplerinde görev alan; günlerce, saatlerce aç, susuz, çoğunlukla yorgun ve uykusuz didinip çırpınan her ülkeden uzman elemanlar, “Buraya kömür için değil ÖMÜR için geldik.” diyen fedakâr madencilerimiz, enkazdan çıkardıkları her bir İNSANIMIZ için İNSANCA bir mutlulukla yeniden motive olup enkazlara dalan bütün kahramanlar da İNSAN…
Olan olmuş, şuymuş, buymuş; eksikmiş, fazlaymış demeden “Bana bu konuda düşen nedir? Ben neler yapabilirim? Ben bu konuda başka neler yapabilirim?” diye sorarak bu büyük yangını söndürmek, acıları dindirmek, yıkılanı onarmak, yaraları sarmak üzere fiili ve kavli dualarla sürecin içinde çırpınanlar da İNSAN…
Bu musibetten gereken nasihatleri çıkarmak zorunda olan da şerden hayır çıkararak bundan sonra böyle vahim tablolar yaşanmaması konusunda hassasiyet göstermesi gereken de İNSAN…
Konumuz deprem, felaket, facia, musibet. kader ve hepsinin de odağında İNSAN var…
Alvarlı Efe (Alvar İmamı Muhammed Lütfi Efendi) gibi biz de son bir dua ile şimdilik susalım biraz:
“Allah’ım bizleri İNSAN eyleye…”
Youtube videolarımız
Osman Güzelgöz – Deprem Empati Dayanışma
Osman Güzelgöz – Sesimizi Duyan Var Mı?
Osman Güzelgöz – Zor Zamanların Kahramanı Olmak…

Ramazan Şimşek
23 Şubat 2026 10:48Genel olarak depreme hazır bır ulke degılız. Ne yapı olarak nede bılgı olarak
Depreme hazırlıklı olmadıgımız gıbı deprem sonrasına gıc ama hıc hazır degılız. Basımıza geleceklerı bılıyoruz ama onlem almadıgımız gıbı deprem sonrası kordıne ve planlamayıda bılmıyoruz malesef.
Depreme ve deprem sonrasına tam hazır bır mıllet olabılmek umıdıyle rabbım bırdaha yasatmasın
Emegınıze saglık hocam tesekkurler.
Halil Coşkun
6 Şubat 2026 21:51Depremle mesleki bağlantım var.
Van depreminden sonra 6 ay Van’da çalıştım. Marmara depreminden sonra bir kışı bölgede geçirdim. 2023 depreminden sonra da, artık emekli olmuştum ama ailem, arkadaşlarım oradaydı, apar topar Gaziantep, Şanlıurfa ve Adıyaman’a gittim. Meslekteyken de, depreme karşı yapılacak şeylere ilişkin raporlar verdim idareye. Ne yazık ki ülkemiz, paragöz, aç gözlü, insan hayatına zerre önem vermeyen müteahhitler tarafından idare ediliyor. O nedenle hiçbir önlem alınmıyor, önerilere itibar edilmiyor. Bu sebeplerle de daha biz çok ağlarız deprem felaketlerinin ardından. Soruna doğru bakan, insana değer veren bir idare lazım. Selam ve saygılarımla değerli kardeşim.
Mehmet Sadık Alican
6 Şubat 2026 21:21“Sesi duyulamayan tüm kanadı kırılan güvercinleri” rahmetle anarak, tekrar bu acıların yaşanmamasını dilerim.
Yazıdanda anlaşılacak üzere, depremin zihinlerimizde bıraktığı izler elbette uzun yıllar devam edecek.
Keşke deprem yüreklerdeki, kararmışlıkları sarsabilse…
Keşke deprem gözlerdeki pusları silkelese…
Keşke deprem tüm olumsuzlukları yıksa…
Yazı ve şiir için tebrikler hocam. Bir çok dıygumuza aynı anda hitap eden bir yazı. Selamlar hürmetler.
Zeki İZGÖRDÜ
6 Şubat 2026 18:22Konuyu özellikle insan unsuru açısından ele almanız önemli. Teşekkür ederim Osman Bey.
İki şeye dikkat çekmek istiyorum.
1- Devletlerin asli görevi denetim ve hesap sorabilmektir. Devleti temsil görevlerinde bulunanlar sorumluluk sahalarını yeterince denetleyebilirse, ilk kısımda belirttiğiniz insan kaynaklı hata ve kusurlar ciddi bir biçimde azalır. Buna ilave olarak, denetimler sırasında ortaya çıkan yanlışların üzerine kimlik ve aidiyet ayırdetmeden gidilir ve hesap sorulursa, bahse konu aksaklıklar yok denecek düzeyde azalır.
2- Allah’a şükür hamiyetli ve fedakar insanımız az değil. Böyle bir durumda elinde ne imkan varsa onunla yollara düşen sayısız insan biliyorum. Ancak bizde eksik olan şey organizasyon ve planlama kültürü. Böyle felaketlerde olması gereken bireylerin kişisel imkan ve kabiliyetleri ile yardımcı olması değildir. Olması gereken, bu gibi felaket senaryoları için çnceden iyi planlanmış, iyi organize edilmiş ve tatbikatlarla çalışabilirliği denetlenmiş çözüm paketlerini, bireysel değil, önceden kurulmuş kurumsal yapılar üzerinden hizmete sunmaktır.
Rabbim böyle felaketleri bir daha yaşatmasın inşallah.
Yusuf Vehbi
6 Şubat 2026 12:29Deprem dünyanın bir gerçeği!..
Deprem ilk insandan beri insanın yakından bildiği bir tabiat olayı.
Deprem ve sonuçları bilinmesi ve olumsuz sonuçlarına tedbir geliştirmek yönünden insan ve onun organize kurumu devletin yapabileceği şeyler olmasına rağmen;
hiç bir tedbir almayan devlet ve insanlar.
Ülkemiz deprem bölgesi.
1999’dan beri sadece deprem vergileri bu alanda kullanılsaydı belki bugün bu konuyu konuşmayacaktık.
Fikri Ak
6 Şubat 2026 11:39Yüreğine, diline, eline sağlık
Ahmet Ballı
6 Şubat 2026 10:02Yazı güzel, şiir güzel okuyan güzel. Emeğine sağlık.
EYVAZ ACARCA
6 Şubat 2026 10:01Dosdoğru bir Müslüman olmak hedefimiz olmalı. En azından böyle yetiştirmeliyiz çocuklarımızı. Elinize emeğinize sağlık Başkanım
Efendi Çakır
6 Şubat 2026 09:47Kader konusuna deyinmeniz çok isabetli olmuştur.İnşallah karar vericiler bu deprem felaketinden ders çıkarmışlardır.
Şiir yaşanan gerçeğin dışa vuruşu,nefesine ve belleğine sağlık .
Ahmet
6 Şubat 2026 00:00Maşallah
Cok duyğülandım
Harika bir şiir,kaleminize,kelemamınıze
Nefesinize bereket
Mehmet
5 Şubat 2026 23:44Aminnn Yüreğine kalemine sağlık
Ferhat SAYDAN
5 Şubat 2026 23:39Öncelikle en son satırdaki Duanıza
“Allah’ım bizleri İNSAN eyleye…”
🤲Amin🤲
🤲Rabbim tüm insanlara(canlılara) merhamet etsin deprem vs… Gibi musibetleri bizlere yaşatmasın.🤲
Hayırlı geceler.
Sevdiklerinizle
Selametle kalın.
Serhat Yahyaoglu
5 Şubat 2026 23:29Emek verilmiş, gidip görülmüş ve yasanilmis bir olayı etraflıca anlatmaya çalışan sayın büyüğüme saygılarımı sunuyorum. Eline sağlık. Ama keşke yazı biraz daha kısa olsaydı demeden gecemiyorum.