Her şeyi kontrol etme dürtünüzün oranı çok yüksek mi?
Dünyanın sadece sizin etrafınızda döndüğünü mü düşünüyorsunuz?
Gözünüz, kulağınız, dikkatiniz, odağınız sürekli olarak başka şeylerde mi?
Elinizin yettiği, görebildiğiniz, ulaşabildiğiniz her olaya, gelişmeye, çevrenizde cereyan eden her hadiseye karışmak mı istiyorsunuz?
Kuşların, ihtiyaçlarını sadece sizin arabanızın camına mı giderdiklerini düşünüyorsunuz? Yani aslında her olumsuzluğun gelip sadece sizi bulduğuna mı inanıyorsunuz?
İyi veya kötü her gelişmenin sizi ilgilendirdiğini düşünerek her söylenene inanıyor ve her suya balıklama dalıyor musunuz?
Olur olmaz her şeyi etkilemek mi istiyorsunuz? Olur olmaz her şeyden bu anlamda etkileniyor musunuz?
“Menemen soğanlı mı olur soğansız mı?” tartışmasının içerisinde aktif bir biçimde yer alıyor musunuz? “Balığa ya da çiğ köfteye limon sıkılır mı sıkılmaz mı?” münakaşasında kesin hükmünüzü verip “İlle de böyledir!” diyor musunuz?
Şöyle yürünmez… Böyle giyilmez… O araba iyi… Bu ev kötü… Her şeyin en iyisinden ben anlarım… Her şeyin en kalitelisi ve en ucuzu nerede, sadece ben bilirim… Böyle her konuda bir bilginiz, malumatfuruşluğunuz, beyanınız, kesin ve kat’i hükmünüz var mı?
Olur olmaz, bilir bilmez, uygun ya da değil her şeye maydanoz olma arzunuz sık sık kontrolünüzün dışına çıkıyor mu?
Ziyarete gittiğiniz ofis veya evde; duvardaki tablonun eğriliği, masanın dağınıklığı, perdelerin boyu, rengi ve biçimi, halının deseni vs. dikkatinizi hemen yönlendirdiğiniz hususlar mı oluyor? Zihninizi sürekli olarak bu detaylar mı meşgul ediyor?
Kim ne almış, kim ne satmış, kim nereye gitmiş, kimin evinde ne varmış, kimin tatili nasıl geçmiş, kim kime ne demiş, kim nerede ne yemiş, kimin sokağından kim geçmiş, kimin evine ne gelmiş, kim kime gidiyormuş, kim kimden geliyormuş… gibi sorulara cevap verme zorunluluğu duyup bütün bunları takip ederek mi yaşıyorsunuz?
Yeter artık, dediğinizi duyar gibi oluyorum. Peki, bence de yeter bu kadar.
Sadede gelelim, değil mi? Hadi gelin beraber yapalım şu sadede gelme işini:
Bütün bunlar neden oluyor biliyor musunuz? Tek ve çok kolay bir cevabı var:
Kendimiz olamadığımız, kendimize odaklanamadığımız ve kendimizle ilgili asıl yapmamız gerekeni yapamadığımız için.
Kendimizi kendi gündemimizle meşgul etmediğimiz, kendimize sormamız gerekenleri sormadığımız, eksik ve yanlışlarımızı görmediğimiz ve “eksilerimizin” görülmesini istemediğimiz için…
Sık sık kendi kendimize “Bundan sana ne!” diyemediğimiz için. “Bundan bana ne!” diyerek kendimizi, kendimize yönlendirmediğimiz için.
Hani adamın birisi sokaktan geçen Nasrettin Hoca’yı yakalayıp “Hocam, birisi iki tepsi baklava ile az önce buradan geçti!” demiş ya… Hoca da cevap vermiş: “Bundan bana ne!” Adam ısrarcı ve gözü, kulağı sürekli dışarıda olan bir tip… Vazgeçmeden tekrar yorumunu aktarmış Nasrettin Hoca’ya: “Ama bence baklavalar sizin eve gidiyordu!” Bu toprakların, bizim kültürümüzün mihenk taşlarından âlim, fazıl, arif ve önemli bir manevi şahsiyet olarak bildiğimiz Nasrettin Hocamız “O zaman bundan sana ne!” diyerek son noktayı koymuş bu gereksiz sorgulamaya.
Siz bunu kendinize veya gerektiğinde hak edenlere yapabiliyor musunuz?
Elinizin, gücünüzün, iradenizin, imkânınızın sonucunu değiştirmeye yetmeyeceği işlere karışmayıp bu dürtünüzü “Bana ne!” veya “Sana ne!” diyerek kontrol edebiliyor musunuz? Bunu kendi adına yapmadığı için sürekli olarak işinize karışanları nazikçe (!) uyarabiliyor musunuz?
Yapmıyorsanız, yapamıyorsanız başınıza gelecekleri özetleyen çok hoş bir fıkra aktarayım size:
Adamın birisi camide (çok affedersiniz) sesli bir şekilde yellenmiş. Bütün gözlerin kendisinden yana çevrildiğini fark edince de yanındaki kişinin kulağına eğilerek “Sesi duydun mu?” diye sormuş. Cami cemaatinden bu saf ve temiz insan da bütün samimiyetiyle “Evet, duydum!” diye cevap vermiş. Yellenen adam, bu saf kişinin kulağına bütün etkileyiciliği ile pişkin ama kararlı bir şekilde “Madem sesi duydun, o zaman kalk abdestini tazele!” diye çıkışmış. Bizimkisi yine saf saf ve bütün samimiyetiyle oturduğu yerden ayağa kalkmış ve abdestini tazelemek üzere dışarı doğru yürümeye başlamış. Bütün cami cemaatinin bakışlarının -doğal olarak- kendisine çevrilmesinin sebebini belki de kapıya ulaşınca fark etmiş ama artık yapabileceği başka bir şey de yokmuş…
Bu fıkradan ne dersler çıkarırsınız bilemiyorum. Ama bence dış seslere bu kadar açık ve odaklıysanız sizin de başınıza benzer kazalar her zaman gelebilir…
Şunu çok açık bir biçimde söyleyeyim:
Eğer biz, başkaları ile ilgilendiğimizin çeyreği kadar kendimizle ilgilensek…
“Bana ne veya Sana ne!” diyebileceğimiz, dememiz gereken konulara, olaylara, gelişmelere harcadığımız emeğin, zamanın, enerjinin çeyreğini “kendimize” sarf etsek…
Başkalarını takip ve merak etmek üzere sürekli odaklanmış olan kulağımız, gözümüz, aklımız ve yüreğimizle kendimize doğru bir içsel yolculuk yapabilsek inanın bugünkünden çok daha sağlıklı, huzurlu ve başarılı oluruz…
Şimdiden tezi yok gelin siz, sizin denetim ve kontrolünüzde olanla ilgilenin.
Kendinize odaklanın. Kendi hedef ve gündeminiz sizi ilgilendirsin.
Yapabilecekleriniz, potansiyeliniz, karar ve eylemleriniz sizin için her zaman her şeyden ve herkesten önemli olsun…

Mithat Onur
15 Haziran 2026 13:48Ecnebiler buna “Ignorance is bliss” derler. Türkçe’ye cehalet mutluluktur diye çevrilmiş. Halbuki görmemezden gelmek daha doğru bir ifade olur. Mutluluğumuz için biraz da görmemezlikten gelelim.
Ahmet Zeki İzgördü
15 Haziran 2026 09:54Dünyanın en kolay işi başkalarını eleştirmek, yorumlamak. En sevimsiz işi de kişinin kendini sorgulaması, yorumlaması. Hemen pek çoğumuz kolay olanı seçiyoruz. Zira kendimizi sorgulamaya başlarsak vicdanımızı susturmak için çeşitli bahanelerle hak ve hakikate aykırı kararlarımız önümüze gelecek. Menfaatimize uyanlarla doğrular arasında seçim yapmak ne kadar zor bir iştir.
İşin yaygara kısmına gelince ” Boş teneke çok ses çıkarır” Ama arif olanlar bilir ki çok ses gelen yerin içi boştur…
Vehbi
15 Haziran 2026 05:22İnsanın zihinsel enerjisini kendi kontrol alanı dışındaki şeylere harcamasını, kendi gündemimize odaklanmanın ve zihinsel sınırları korumanın önemini çok duru ve etkileyici bir üslup ile dile getirmişsiniz. Gönlünüze ve kaleminize sağlık Osman ağabeyim.
Haluk Y.
15 Haziran 2026 00:54Zihnini başkalarının dedikodusuyla, sosyal medyanın yapay gündemleriyle veya müdahale edemeyeceği olaylarla kirleten günümüz insanı için bu yazı, harika bir “zihinsel detoks” manifestosu. Akıcı, ritmi yüksek ve okuyucuyu kendi içine doğru samimi bir yolculuğa çıkaran, kaleme sağlık dedirten bir metin.
Emeğinize sağlık değerli hocam 🙏
FERYAT
14 Haziran 2026 19:58Sanki %50 benden bahsediliyor 🤔gibi😇
İsabetli bir yazı dizesi sanki birazda olsa kendimi kontrol altına almama vesile olacak gibiii.
Teşekkürler.
Yüreğine kalemine eline sağlık.
Kıymetli abim
Sağlıcakla kal.
Musa KALDI
14 Haziran 2026 18:44Hocam anlattığınız konunun ikisinede türküm var. Birisi Bana ne bana ne. Bir diğeri. Sana ne sana ne .
Abdurrahman Yücetepe
14 Haziran 2026 18:28Öyle bir zamana geldikki Başkanım ne kimsenin şerrine nede hayrına karışmamak getektiğini düşünenlerdenim. Çünkü okuduklarımız duyduklarımız ve gördüklerimiz bize bunun artık birer tehlike kapısı olduğunu gösteriyor. Büyüklerimiz ta yıllar öncesinden yani samimiyetin dostluğun arkadaşlığın daha çok olduğu o dönemlerde bile “paran çoksa kefil ol, işin yoksa şahit ol” nasihatını ederlerdi.
Ahmet kaytan
14 Haziran 2026 18:27Eyvallah….
Yüregine, emeğine, kalemine sağlık…
Mehmet Emin Mancı
14 Haziran 2026 18:16Kaleminize..yüreğinize..gönlünüze sağlık
BAHATTİN
14 Haziran 2026 17:48Kaleminize yüreğinize sağlık güzel tesbitler
Selamlar
Ahmet
14 Haziran 2026 17:27Harika bir gözlem olmuş! “Bana ne” ve “Sana ne” arasındaki o ince çizgiyi öyle bir anlatmışsınız ki, günümüz insanının hastalığına âdeta neşter vurmuşsunuz. Başkalarının hayatını izlemekten kendi hayatını yaşamayı unutanlara tokat gibi bir hatırlatma olmuş. Kaleminize sağlık, gerçekten çok ufuk açıcı bir yazı.
Abdullah ASLAN
14 Haziran 2026 18:51Harika bir yazı hocam Allah Razı Olsun
Selahattin Yıldız
14 Haziran 2026 17:24Öncelikle kaleminiz sağlık. Tebrik ediyorum. Günlük yaşamda sürekli karşılaştığımız bir konuya değinmişsiniz. Bu durumu fazlasıyla yaşıyorum. Başkalarının kendi sorumluluğunda olan görevleri dahi dert edinip çözüm bulmak istiyorum. İyi Olursa onların, kötü olursa da benim oluyor. Ama hala bunu yapmaya devam ediyorum. İnşallah artık ders alırım:)
İbrahim Halil Özen
14 Haziran 2026 17:19Bu hayatta umursamaz tavır,insanlara çok şey kayıp ettirebilir.Slm ve Dua ila
Cem Diler
14 Haziran 2026 17:06İnsanlar artık fotoğraf çekmeyi, çekinmeyi o ânı yaşamanın önüne koyuyor. Bunun nedeni de insanlar artık kendi yaşamını bile yaşamak için değil, göstermek için ve hatta ileride o ânı yaşayan birine, ‘Ben de yaptım, bu şekil yapmalısın.’ diye yorum yapabilmek için yaşıyor. Yani kısaca; artık yaşamak için değil, göstermek ve yorum yapmak için yaşıyoruz maalesef ki…
Orhan Demir
14 Haziran 2026 17:16“El âlemin kapısını gözleyen çok, kendi gönül kapısını çalan az. Yazınız insanı kendiyle yüzleştiriyor. Başkasının yükünü tartmaktan kendi eksiğini göremeyenlere güzel bir nasihat olmuş. Kaleminize, yüreğinize sağlık ağabeyim.”