Çeşitli müzik aletleri çalabilen, türkü söyleyen, hoyrat ve gazel okuyan bir grup Urfalı, askerde bir araya gelmiş. Bunu fark eden bir çavuş, birlik komutanına gidip haber vermiş: “Komutanım böyle bir grup bir daha burada kolay kolay bir araya gelmez. İzin verirseniz garnizonda büyük bir konser tertip edelim. Bütün komutanları da davet edersiniz. Askere de moral gecesi yapmış oluruz.” Bu fikir komutanın kafasına yatmış. Ama tedbiri de elden bırakmamak adına çavuşa “Bahsettiğin grubu önce bana bir getir de marifetleri neymiş, sorup öğreneyim.” diye emir vermiş. Bir süre sonra Urfalı müzisyenler birlik komutanının huzuruna getirilmiş. Komutan sırayla neler yaptıklarını, marifetlerini, yeteneklerini sormuş. Askerler birer birer tekmil vererek hünerlerini komutanlarına söylemiş:
- Ben çok iyi bağlama çalarım. Türkü de söylerim.
- Ben kanun çalıyorum. Koroya da katılıp türkü söylüyorum.
- Ben ud sanatçısıyım. Repertuvar belirlerim. Türkü söylerim.
- Ben usulcüyüm. Darbuka, tef, bendir, davul çalarım.
- Nefesli sazlar benim maharet alanım. Zurna, kaval, klarnet, mey çalarım.
- Ben türkü söylerim. Çok iyi hoyrat okurum.
- Ben sıram geldiğinde okunan türkülerin makamına ve yerine göre gazel okurum…
Böyle herkes kendini tanıtıp sırayla marifetlerini saymış komutana. Grubun en sonunda hareketli, yerinde duramayan, gözleri fıldır fıldır dönen bir asker varmış. Sıra onu gelince komutan ona sormuş: “Söyle bakalım sen neler yapıyorsun?” Asker hemen bir adım öne çıkmış. Farklı bir ses tonu ve yorumla tekmilini verdikten sonra kendinden gayet emin bir biçimde “Ben çok iyi LEC yaparım komutanım!” diye bağırarak cevap vermiş. Belki de ilk kez duyduğu bu “LEC YAPMAK” kavramı komutanın kafasını karıştırmış. Bu asker, müzisyenlerin arasında yer alıyorsa yaptığı iş müzikle ilgili olmalı diye düşünmüş. Şimdiye kadar neden bu kavramı, bu mahareti duymadığı için de içten içe hayıflanmış. Cahilliği (!) ortaya çıkmasın diye de bir şey soramamış. “Nasıl olsa konserde görüp öğrenirim bu LEC yapmak neymiş!” diye kendi kendini teselli etmiş komutan.
Hazırlıklar tamamlanmış. Konser vakti gelmiş. Kalabalık bir topluluk ve bütün komutanların huzurunda ekip, konser için sahnedeki yerini almış. Ama bizim komutanın aklı fikri o askerde… Acaba ne yapacak diye dikkatle o “Ben çok iyi LEC yaparım!” diyen askeri izliyormuş. Grubun başı konumundaki asker bağlama ile çok iyi bir açış yapmış. LEC yaparım diyen asker ayağa fırlamış. Elleri ile seyircileri harekete geçirerek “Alkış … alkış (Urfa ağzında çeppik, çeppik)!” diye ortalığı velveleye vermiş. Sazlarla yapılan her açışta veya yol göstermede, okunan her türkü, hoyrat ve gazelde bizim asker ayağa fırlıyor ve seyircinin coşkusunu artırıp konsere adeta şamata ayarı veriyormuş. Arada bir hareketleri, tavırları, sözleri ve fiilen yaptığı atraksiyonlarla hem kendini belli edip öne çıkarıyor hem de izleyicilerin, müzik ekibini daha çok alkışlamalarını sağlıyormuş.
Komutan hayretle bu askeri izliyor, yaptıklarının müzikteki yerine, konser etkinliğindeki fonksiyonuna, müzisyenlerin yapılanları tebessümle karşılamalarına bir anlam veremiyormuş. Nihayet dayanamamış ve elini kaldırarak işaret etmiş. Grup hemen müziği kesmiş. Komutan o askeri yanına çağırmış ve bağırarak sormuş:
- Oğlum sen ne yapıyorsun böyle?
Asker gayet sakin ve kendinden emin bir şekilde cevap vermiş:
- Dedim ya komutanım LEC yapıyam (yapıyorum) işte!
Komutan daha da sinirlenmiş ve gizleyemediği hayretini askerin yüzüne bağırmış:
- Evladım bak bu arkadaşlarının hepsi birer marifet sergiliyor. Kimisi çok iyi bağlama, ud, kanun, zurna, darbuka çalıyor. Kimisi harika türküler söylüyor. Kimisi hoyrat (uzun hava) ve gazel okuyor. Sen müzikle ilgili hiçbir şey yapmadığın halde şamata ile ortalığı velveleye veriyorsun!
Asker hiç istifini ve esas duruşunu bozmadan komutanının bu hiddetini pişkin pişkin yanıtlamış:
- Sen bakma onlara komutanım! Ben böyle LEC yapmasam onlar ne çalabilir ne söyleyebilir!
…
LEC YAPMAK bir Urfa (Urfalı) deyimi. Çok bir şey yapmadığı halde hatta çoğu zaman hiçbir şey yapmadığı halde sırf laf kalabalığı ve şamata ile çok şey yapıyormuş gibi görünmeyi becermek anlamında kullanılıyor. Bir anlamda çok iyi “rol yapmak” yani… Urfalılar böyleleri için “Ne diye yalancı pehlivanlar gibi ortalıkta dolaşıyorsun!” da derler. Aslında bu asker fıkrasını anlattıktan sonra bu deyimin anlamı ile ilgili detaylı tanımlama yapmama çok da gerek kalmadı sanırım.
Şimdi önce kendinize sonra da çevrenize bakın!
Kimler hangi konularda ne kadar ve nasıl “LEC yapıyor” ?
Hiçbir şey yapmadığı, üretmediği, bilmediği, başarmadığı; başarılana emeği, katkısı olmadığı halde her zaman öne çıkabilen, kendini belli eden ve çok şey yapmış ve başarmış edası ile ortalıkta gezinen ne kadar çok kişi var değil mi?
İsteklerini kabul ettirmek için mızmızlanan, huysuzluk eden, aslında hiçbir şey olmadığı halde canı çok yanmış gibi ağlıyormuş numarası yapan çocuklar…
Rakibine kart göstertmek, hakeme penaltı verdirtmek gibi amaçlarla hafif bir dokunuşla bile kendini yere bırakan ve taklalar atarak mükemmel LEC yapan futbolcular…
Tembelliğini, ertelemelerini, eksikliklerini, yanlışlarını ve başarısızlıklarını örtebilmek için türlü çeşitli bahaneler uyduran, mazeretler üreten öğrenciler…
Eşini etkilemek için farklı biçimlerde LEC yapan erkekler ve kadınlar…
Sanatı ve emeği ile gündeme gelemeyince mükemmel LEC yapma örnekleri sergileyerek sürekli öne çıkmak isteyen sözüm ona sanatçılar…
Daha neler neler…
Bütün bunların içerisinde en önemlisi de kendimize LEC yapıyor olmamız aslında. Yani kendi kendimizi kandırmamız… Üretmeden kendimizi tüketmemiz… Potansiyelimizi, öz kaynaklarımızı, sahip olduklarımızı, imkânlarımızı, aklımızı, zamanımızı var oluş ve bize armağan edilme maksatları dışında adeta boşa harcıyor oluşumuz… Asıl yapmamız gerekenleri yapmadan “yapıyormuş gibi” yalancı pehlivanlar misali ortalıkta dolaşmalarımız…
Kendimiz için hiçbir şey yapmadığımız, kendi farkındalığımız ile ilgili bir çabamız olmadığı halde; hedefimiz ve bu hedef için yola çıkma kararımız, bu kararı uygulama planımız, bu planın gereğini yerine getirmek üzere herhangi bir hareketimiz olmadığı halde sürekli LEC yapmaya devam ediyoruz değil mi?
Yazımızın başında aktardığım asker fıkrasını tekrar okuyalım. Bu konu ile ilgili video içeriğimizi dikkatli bir biçimde izleyelim. Kendimizi ve çevremizdekileri bu kavram çerçevesinde yeniden gözden geçirelim ve değerlendirelim.
Kendimizle ilgili iyi bir şey yapmak istiyor ve bir şeyleri değiştirmeyi hedefliyorsak lütfen kendimize LEC yapmayı bırakalım artık! Gerçek benimizi fark etmeye çalışalım. Çok şey yapıyormuş gibi görünmek ya da bilinmek bize hiçbir şey kazandırmaz. Gerçekten yaparsak, gerçekten üretirsek, gerçekten değiştirirsek, gerçekten kendimiz olabilirsek asıl o zaman kazanmış oluruz…
Şimdi hep birlikte tekrar ediyoruz:
Bırakalım artık kendimize ve çevremize LEC yapmayı!

Selahattin Yıldız
2 Ağustos 2026 22:39LEC yapmayı bırakıp gerçekten üretmek” üzerine muazzam bir yazı. Şamata ile emek arasındaki farkı ve en önemlisi öz-eleştiri yapmamız gerektiğini çok net özetlemişsiniz. Kaleminize, yüreğinize sağlık Başkanım.
Hasan Özlü
2 Ağustos 2026 22:07Ustadim yeni bir kavram daha öğrendik. Kaleminize guc yüreğinize sağlık.. en önemlisi de kendimize LEC yapmaktan artık vazgecmemiz gerektiğidir.
MEHMET ALİ PABUÇÇU
2 Ağustos 2026 21:33Başkan sende zamanında az lec yapmadın
Osman Güzelgöz
2 Ağustos 2026 21:37Ben gerçekten sizi heyecanlandırmak ve başarılı olmanız için elimden geleni yapıyordum :))
mustafa inan
2 Ağustos 2026 21:18Yeni bir deyim daha öğrendik abi sayende emeğine kalemine sağlık.
Nejdet Seçkin
2 Ağustos 2026 21:08HIH YAPMAK. Oduncunun biri bir kamyon odunu 2 altına kırmayı kabul etmiş. Kütükler kaya gibi sert ve çok iriymiş. Sabah erkenden odunu kırmaya başlamış. Akşama kadar kan, ter içinde çok zorlanarak perişan bir halde işi tamamlamış…Oduncu odunlara baltayı vurup, kırarken bir adam da karşısında durup hıh diye ses çıkarıyormuş. Oduncu emeğinin karşılığı olan 2 altını alınca hıh diyen adam altının birini bana vereceksin çünkü sen baltayı vurduğunda ben “hıh” diyerek sana yardım ettim, demiş. Kavga, döğüş iş kadıya intikal etmiş. Kadı Efendi kavganın sebebini sorunca”hıh” diyen adam; oduncu odunları kırdığı zaman baltayı kütüğe her vurduğunda ben hıh dedim ama benim hakkımı vermediği için kavga ettik demiş. Kadı efendi oduncuyu da dinledikten sonra altınları avucunun içinde sallamış ve hıh diyen adama altının sesini duyuyor musun diye sormuş. Evet sesi duyuyorum diye cevap verince sen hakkını aldın demiş. Altınları oduncuya vermiş. LEC yapmanın farklı bir yöntemi.
Osman Güzelgöz
2 Ağustos 2026 21:13Çok teşekkür ediyorum Saygıdeğer Hocam…
Ahmet Zeki
2 Ağustos 2026 22:07Çok güzel bir yazı ve hikaye teşekkürler.
Orhan Demir
2 Ağustos 2026 20:49“Gerçek emek sessizdir; LEC ise sadece gürültüden ibarettir. Düşündüren kaleminize sağlık ağabeyim.”
Cem Diler
2 Ağustos 2026 20:47LEC yapmak yine senin sayende öğrendiğimiz bir şey amca ağzına sağlık 👏
Ahmet kaytan
2 Ağustos 2026 20:22Eyvallah… Yüreğine kalemine sağlık