• Koçluk
  • Mentorluk
  • Danışmanlık

“Sen Benim Kim Olduğumu Biliyor musun!”

“Sen Benim Kim Olduğumu Biliyor musun!”

Pek çok insan kendisinin kim olduğunun başkaları hatta herkes tarafından bilinmesini ister. Önemli birisi olduğu ile ilgili bir onaylanma ihtiyacından kaynaklanan bazen hastalık derecesinde bir davranış kalıbıdır bu. Yani “arkalı” bir insan olduğunun bilinmesi ve kendisine buna göre muamele edilmesi arzusunun dışa vurumundan bahsediyoruz. Bu dışa vurumun en klasik cümlesi ise şudur:

“Sen benim kim olduğumu biliyor musun!”

Bu cümleye daha çok trafik kontrollerinde, rutin resmi uygulamalarda, memurlara güç gösterilerinde, bazı sorumluluk ve cezalardan “sıyırmak” yaklaşımı ile rastlıyoruz. Bu bir anlamda kendini daha üstün ve güçlü görenlerin daha güçsüz belki de sahipsiz gördüklerine “parmak sallama” hareketinin sözel ifadesi oluyor.

Geçtiğimiz ay resmi bir işim için bir ilçe nüfus müdürlüğüne gitmiştim. Ben de herkes gibi numaramı alıp sıramı beklemeye başladım. İçeriye kerli ferli bir adam girdi. Kılık kıyafeti, yürüyüşü ve davranışları ile ilgili bir şey söylemek istemiyorum. Çünkü “genelleme” ve “etiketleme” yapmak istemiyorum. Ama sonuç olarak bir memura parmak sallanma durumuna gelindi ve o ünlü cümleyi hepimiz duyduk:

“Sen benim kim olduğumu biliyor musun!”  

Memur arkadaş gayet sakin ve saygılı bir şekilde cevap veriyordu: “Hayır efendim ben sizin kim olduğunuzu bilmiyorum! Sadece görevimi yapıyorum. Sizden bu evrakı istemek durumundayım. Sizin de bu sorumluluğu yerine getirmeniz gerekiyor…”  Adam belki de dominant olmak alışkanlığı ile dozu aşkın özgüveninin rüzgârı ile daha da genelleştirdi söylemini:

“Müdür gelsin buraya! Seninle niye muhatap oluyorum ki!

Siz benim kim olduğumu biliyor musunuz!”

Haydaaa! Gördünüz mü; iş giderek büyüdü. Sen benimden siz benime geldik sonunda… Ben dayanamadım ve çok kibar bir biçimde o kerli ferli adama yaklaştım. Ceketinin arka kısmında bir kabarıklık olup olmadığını da kontrol ederek nazik bir ifade ile:

“Affınıza sığınarak ben de size sorabilir miyim;

“Acaba siz kendinizin kim olduğunu biliyor musunuz?

Asıl sormanız gereken soru bu değil mi sizce?” dedim.

Bütün memurlar, bekleyen vatandaşlar ve muhatabımız şaşkınlıkla bana bakıyorlardı. Kim bilir belki de kimse o şahsa böyle bir soru sormamış veya bunu ona hatırlatan olmamıştı…  

…

Peki, siz de kim olduğunuzu başkalarının bilmesini isteyenlerden misiniz? Açıkça söylemeseniz bile ara sıra içinizden çevrenizdekilere, sizden daha güçsüz olduğunu hissettiklerinize “Siz benim kim olduğumu biliyor musunuz?” cümlesini içinizden geçiriyor musunuz?

Siz de herkese bunu söyleyebilecek kadar “arkalı” birisi olmayı istediniz mi hiç?

Olsaydı da ben de bunun havasını atsaydım diyor musunuz?

İnsanın illa da birileri tarafından tanınması, bilinmesi, onaylanması, öncelenmesi ya da “kim olduğunun” illa da bilinmesi şart midur? Aslolan insanın kendini bilmesi değil midir? Önemli olan insanın kendini tanıması değil midir? Siz kendinizi bilseniz ve tanısanız âlem sizi tanımasa ne yazar? Ya da âlem sizi tanısa, bilse, “arkanızdan” dolayı sizi öncelese ve siz kendinizi bilmiyorsanız, tanımıyorsanız ne kıymeti var?

Şimdi gelin hep birlikte konunun ve kendimizin özüne dönelim ve soruyu kendimizi muhatap alarak kendimize soralım:

“Sen benim kim olduğumu biliyor musun?”

Sonra objektif, açık, net ve dürüst cevap verelim; gerçekten biz kendimizin kim olduğunu biliyor muyuz? Kimiz biz? Neciyiz? Nereden geldik? Nereye gidiyoruz? Sahip olduklarımız; potansiyelimiz, imkân ve fırsatlarımız neler? Bize hangi sorumluluklar verilmiş ve bize hangi kaynaklar, güzellikler, özellikler bahşedilmiş? Hayatı en güzel şekilde yaşamak istiyoruz belki fakat bu hayatın hakkını verebiliyor muyuz?

Hani Yunus Emre diyor ya:

İlim ilim bilmektir,

İlim kendin bilmektir

Sen kendini bilmezsin

Bu nice okumaktır…

Sizce daha kendini bile bilmeyen birinin çıkıp millete “Siz benim kim olduğumu biliyor musunuz?” diyerek “mensubiyet” efelenmesi triplerine girmeye hakkı var mıdır? Başkasını bir kenara bırakalım bizim öncelikle bilmemiz ve üzerinde durmamız gereken gerçek “kendimizi bilmek” değil midir? Kendimizi bilmek için okumak, dinlemek, düşünmek; kendimizi bilerek yaşamak, konuşmak ve susmak bizi daha huzurlu ve mutlu kılmaz mı? 

Bütün bu soruların cevabını ararken yeniden kendimize, hayatımıza, korktuklarımıza ve umduklarımıza; başkalarının bizi bilmesine olan ihtiyacımıza ve özümüzün asıl gereksinimlerine bakarak sormaya devam edelim isterseniz:

Gerçekten kendimizin farkında mıyız?

Kendimiz adına bilinçli farkındalıkla olumlu adımlar atabiliyor muyuz?

Kendimize soracağımız “Sen benim kim olduğumu biliyor musun” sorusu ve bu soruya cevap vermek üzere yeniden kendimizi tanımak ve bilmek adına atacağımız adımlar hayatımızı olumlu anlamda değiştirecek ve pek çok detay ile ilgili olarak aradıklarımızı bize gösterecektir…  

“Sen Benim Kim Olduğumu Biliyor musun!” için 19 Yorum
  • Muhammed Akbaba

    8 Ekim 2026 00:01

    Bir dergide görüp arşivime alıntıladığım yazıdan bir bölümü, sizin değerli yazınızı teyit maksadıyla aşağıya paylaşıyorum Kıymetli Abim…
    -Sanattan maksat bizi biz yapan bütün değerlerin ve kültürel motiflerin soyut hâlden somutlaşması, maddeye aktarılması ve maddeye aktarılan mananın da uzun soluklu olmasının sağlanması ve işlenmesidir. Bu maksatla meydana gelen sanat, estetik ruh ve öz manasıyla birlikte kişiyi, kendi kendisinde bir yolculuğa çıkarıp benliğinde kendisini bulmasına yardımcı olmaktadır. İnsan kendi benliğinde “zübde-i âlem” şuuruna ulaşabildiği zaman kendini bilmiş olacaktır. Kendisinin “kul” olduğu hududuna varan insan bu şuurla da Rabbini bulmaya yönelecek ve O’nu bulacaktır. Bu durum, “Kendini bilen haddini, haddini bilen de Rabbini bilir.” gibi çok güzel bir sözle daha da bir anlaşılır hâle gelmektedir. İşte bu tefekkür yolculuğunda kişiye katık, gıda veya yol arkadaşı olan sanat, ona ruh gücü verdiğinden dolayıdır ki ecdadımız sanatta daima daha güzeli yani estetiği yakalamaya gayret etmiştir.
    (Abdulnasır KIMIŞOĞLU, Diyanet Aylık Dergi, Sayı: 353, Mayıs 2020)

  • Ahmet Korkmaz

    5 Ekim 2026 08:19

    Kaleme aldığınız bu yazı, toplumumuzda ne yazık ki sıkça karşılaştığımız ve içimizi acıtan o “Sen benim kim olduğumu biliyor musun?” kibrine ayna tutuyor. Paylaştığınız gibi, bu soru sadece bir egonun değil, aynı zamanda derin bir çaresizliğin ve kendi özünden uzaklaşmışlığın da bir dışavurumu. Asıl mesele, başkalarının bizi tanıması ya da makamımızın büyüklüğünü göstermek değil; kendi içimizdeki o derinliği, insani erdemlerimizi ve sorumluluklarımızı fark edebilmektir. Bu tür yaklaşımlar, insanın kendi değerini dışsal onaylara bağlayarak yalnızlaşmasının bir göstergesidir; oysa huzur, kendi kimliğimizin özüne inebilme ve hayatın anlamını bu bilinçle kavramakta yatar.
    Dile getirdiğiniz gibi, bu kibirli tavırların toplumsal huzuru ciddi anlamda zedelediği açık. Bu durumun sadece bir görgü sorunu değil, hukuki ve idari yaptırımlarla da karşılanması arzusu, aslında adalet duygusunun bir toplumu nasıl koruması gerektiğine dair haklı bir beklenti. Gerçek bir öz farkındalığa sahip olamayanların, başkalarını küçümseyerek güç gösterisi yapmasını engellemek adına caydırıcı kanuni adımların atılması, toplumun ahlaki yapısını güçlendirecek bir dönüşüm yaratabilir.
    Güzel ve zamanında kaleme alınmış yazı için teşekkürler

  • Abdurrahman

    24 Eylül 2026 09:49

    Mesai saatleri içerisinde devamlı karşımıza çıkan o meşhur kelime…
    Sen benim kim olduğumu biliyormusun?
    Sen sensin, ben de benim…

  • Mahmut Yılmaz

    22 Eylül 2026 10:18

    Çok değerli ve çok kıymetli bir yazı olmuş. Elinize emeğinize sağlık.

  • Salih Turhab

    22 Eylül 2026 09:57

    Osman bey kardeşim, kendimi tenzih edip “evet ya hu bu toplumda da ne kadar densiz kendiniz bilmez varmış” demiyorum. Bazı durumlarda Zamam zaman insan kendisiyle yüzleşir abca şahsen bu yazınızla doğrudan kendimi muhatap alarak daha objektif davranarak defiğiniz soruyu kendime sordum ve zaman zaman farkında olmadan benzer egoları ben de yaşadığımı idrak ettim. Dolayısı ile kalan ömrümde daha dikkatli olacağıma içten karar verdim.
    Didaktik yazınız için teşekkür ediyorum.

  • Vehbi

    21 Eylül 2026 19:37

    Kaleminize, yüreğinize sağlık Osman Ağabeyim. O kerli ferli beyefendiye verdiğiniz o zarif ama tokat gibi cevap; aslında sadece ona değil, bulunduğu mevki ve makamı egosunu tatmin etmek ve kendini ispatlamak için kullanan tüm zayıf karakterli kişilere verilmiş harika bir derstir.

  • AHMET DOĞANLAR

    21 Eylül 2026 18:45

    TAM İNSANI ANLATAN, DERSLİK BİR YAZI….ANLAYANA….!!!BİR NÜTFEDEN , ALAKA ‘DANSİN….EZAN İLE KAMET ARASI…BELER…👍🌺🌺🌺

  • Ahmet Barış

    21 Eylül 2026 18:36

    Mükemmel bir yazı , kaleminize sağlık

  • Sabri Sabuncu

    21 Eylül 2026 18:35

    Abi güzel bir konuyu kaleme almışsınız.
    Kendini bilmez hadsiz insanların söylediği bir ifade. Okumuş ve okumamış böyle eğitimsiz insan çok var.

  • Ali İhsan ÖBEK

    21 Eylül 2026 18:08

    ❤️ Ellerinize sağlık saygıdeğer abim. En önemli konuyu arı duru ve şahane üslûbunuzla kaleme almışsınız. Selâm ve saygılarımla.

  • Abdurrahman yücetepe

    21 Eylül 2026 17:53

    Maalesef ülkemizin tahminen yüzde yirmisine yakını kendini tanımayan, bilmeyenlerle dolu. Hemen hemen her gün haber bültenlerinde veya sosyal medyada bu tiplerle karşılaşıyoruz.

  • Ahmet Zafer Bilgili

    21 Eylül 2026 17:48

    Eline Emeğine Sağlık,

  • Mehmet Ekinci

    21 Eylül 2026 17:25

    Ego ve gösteriş çağında, insanın kendi sınırlarını ve özünü bilmesinin en büyük olgunluk olduğunu hatırlatan çok kıymetli ve ders niteliğinde bir yazı olmuş.
    Kaleminize sağlık değerli ağabeyim…

  • Mehmet Doğan

    21 Eylül 2026 17:23

    Yine tam bam telimize dokundunuz teşekkür ederiz bize ayna tuttuğunuz için

  • Ramazan Şimşek

    21 Eylül 2026 17:22

    Emeginize sağlık
    Tesekkur edrim bu değerli yazınız için

  • Orhan Demir

    21 Eylül 2026 17:22

    Kalemine sağlık ağabeyim. İnsan önce kendini bilmeli, tanımalı; başkalarının bizi bilmesinden önce bizim kim olduğumuzu bilmemiz asıl mesele. Çok güzel ve düşündürücü bir yazı olmuş. 👏

  • Cem Diler

    21 Eylül 2026 17:12

    Başlığı gördüğüm gibi Yunus Emre’nin şiiri aklıma gelmişti yazıda da karşılaşmak aşırı hoşuma gitti emeğine sağlık amca

    • İbrahim Halil Özen

      21 Eylül 2026 18:30

      Emeğinize sağlık Kaleminize kubbe

  • Selahattin Yıldız

    21 Eylül 2026 17:10

    Asıl mesele, insanın kendini bilmesi. Başkalarına kendini kanıtlama ihtiyacı çoğu zaman bir boşluğun ve onaylanma arzusunun yansımasıdır bana göre. Zira gerçek özgüven ise dışarıdan verilen unvanlardan değil, insanın kendi değerini bilmesinden geçiyor.

Bir Yorum Yazın

OPS Yazılım